Sponsor Bağlantılar


Milli ahlak nedir? – Milli Kültür Nedir? Milli Kültürün Önem ve Unsurları


Sponsor Bağlantı

ATATÜRK diyor ki:
- MİLLETİN İÇTİMAİ NİZAM VE SÜKUNU, günümüzde ve gelecekte REFAHI, SAADETİ, SELAMETİ ve GÜVENLİĞİ, MEDENİYETTE İLERLEMESİ ve YÜKSELMESİ İÇİN İNSANLARDAN her hususta İLGİ, GAYRET, nefsin feragatını gerektiği zaman SEVE SEVE NEFSİNİN FEDASI’nı istiyen MİLLİ AHLAK’tır!..
Görüldüğü gibi ATATÜRK, başkalarına ders vermeye kalkmadan önce, kendimizi yüceltmek durumunda olduğumuzu ifade eder!.. Bunun için de MİLLİ AHLAK ve SECİYE’yi ön plana alır.
AHLAK sadece ferdin “kendine yönelik” İYİ HUYLAR’ı değildir!.. CEMİYET ve MİLLET ile bağlantılı olmayan iyi huylar, AHLAK sayılmaz!.. Yani bir insanın temiz olması, para kazanmak için çok çalışması, karısına ve çocuklarına bağlı olması, onları koruması yeterli değildir!..
Aynı kişinin içinde yaşadığı TOPLUM’un DÜZEN’i, İSTİKRAR’ı, REFAH’ı, BAŞKALARI’nın SAADET’i için; MEDENİYET için SONSUZ GAYRET’le ÇALIŞMA’sı, ve gerektiğinde kendinden ve ailesinden FEDAKARLIK etmesi, hatta CANINI VEREBİLME’si MİLLİ AHLAK’ı oluşturur!…
Burada biraz durup düşünmek gerekir… Aramızda kaç kişi AHLAK kelimesinin manasını tam olarak biliyor?.. Kaç kişi MİLLİ AHLAK diye bir kavram olabileceğinin farkında?..
Aslında EĞİTİM’in MİLLİ olması bunun için gereklidir!.. Çünkü hiç bir milletin ahlakı başkasınınkine uymaz!.. BATI STANDARTLARI, BATI DEĞERLERİ ile EĞİTİM yaparsanız, MİLLİ KÜLTÜR yok olduğu gibi MİLLİ AHLAK da kalmaz!.. TÜRK İNSANI, BATI ülkelerinde yaşıyanlar gibi dejenere olur giderler!..
Okullara AHLAK dersi konmuş olmasına rağmen, acaba neden TOPLUM’da AHLAKSIZ olanların sayısı artıyor?… Acaba o dersler AHLAK yerine AHLAKSIZLIK mı öğretiyor?.. Yoksa bunca AHLAKSIZLIK yayını yapan, RADYO, TELEVİZYON, GAZETE, MECMUA, POLİTİKACI, AYDIN, SANATÇILAR’ın yanında ÖĞRETMENLER’in öğretmeye çalıştığı AHLAK yetersiz mi kalıyor?..
Biz deriz ki, bir TOPLUM’da bütün BASIN-YAYIN organları aslında birer MEKTEP gibidir… Hatta OKUL’dan daha fazla EĞİTİM yaparlar!.. Bütün MEŞHUR kişiler, POLİTİKACI, YAZAR-ÇİZER-BOZAR TAKIMI, ŞARKICI, ARTİST, DANSÖZ KESİMİ birer ÖĞRETMEN gibidir!.. Ama kötü bir öğretmen!.. Onların yaptığını TOPLUM’un ZAYIF ve CAHİL kesimi benimser ve tekrarlar!..
Öyleyse bu MEŞHUR (aslında KÖTÜ ŞÖHRETLİ demek daha uygun ya, neyse!) kişilerin ve bunlara yer veren BASIN-YAYIN organlarının sorumluluğu büyüktür!.. Ettikleri her kelimeye, attıkları her adıma dikkat etmeleri, MİLLET’in AHLAK’ını bozacak davranışlardan, KÖTÜ REKLAM’dan kaçınmalıdırlar!..İnsanımıza daima iyi şeyler öğretmeli, iyi tavırlar sergilemelidirler!..
Ama nerede öylesi???
İşte ATATÜRK ile sahte “atatürkçü” arasındaki FARK buradadır!..
ATATÜRK, bir MİLLET’in kalkınması, ilerlemesi için İLİM ve FENN’i yeterli görmez!.. AHLAK ve SECİYE ister:
- Bir milletin namuskar bir mevcudiyet, şayan-ı hürmet bir mevki sahibi olması için, o milletin yalnız ALİM ve MÜTEFENNİN bulunması kafi değildir!.. Her ilmin, her şeyin fevkinde bir HASSA’ya sahip olması lazımdır!.. Ki, o da o milletin muayyen ve MÜSBET bir SECİYE’ye malik bulunmasıdır!..
SECİYYE; huy, tabiat, KARAKTER, AHLAK demektir.
Nasıl ki, bir İNSAN için sadece KENDİNİ ve ailesini DÜŞÜNMEK yeterli değilse; bir MİLLET için de sadece kendini, kendi mensuplarını düşünmek te makbul değildir!.. Ancak YÜKSEK ve müsbet SECİYE’li insanlardan meydana gelen bir MİLLET, kendi milleti ile birlikte başka milletlerin ve bütün insanlığın saadetini düşünür!..
Nasıl ancak sadece KENDİNİ DEĞİL, HERKESİ DÜŞÜNEN kişilere İNSAN denirse; sadece kendi ülkesini, kendi halkını değil; BÜTÜN MİLLETLERİ, BÜTÜN İNSANLIĞI DÜŞÜNEN kişilerin bulunduğu topluluğa da MİLLET denir!.. Yani ATATÜRK’e göre MİLLET olmak için önce İNSAN niteliğinde kişilerden oluşan bir TOPLULUK haline gelmek gerekir!..
Yoksa o TOPLULUK ne kadar BİLİM’de FEN’de ilerlemiş olursa olsun, YARARLI bir MİLLET olamazlar!..ATATÜRK onları MAKBUL saymaz!..
Dünyanın başka hiç bir SİYASET ADAMI’nda, DEVLET REİSİ’nde böyle YÜCE DUYGULAR’a rastlıyamazsınız!..
Bizde de yoktur!.. Ne İNÖNÜ’sü, ne BAYAR’ı, ne MENDERES’i, ne DEMİREL’i, ne ÖZAL’ı, ne ÇİLLER’i, ne YILMAZ’ı, ne ECEVİT’i, ne BAYKAL’ı, ne de ERBAKAN’ı!… Hiç birini ATATÜRK’le aynı kefeye koyamazsınız!.. Karşı kefeye TOPUNU BİRDEN kaysanız, gene HAFİF kalırlar!..
ATATÜRK devam ediyor:
- Böyle bir SECİYE’ye malik olmayan fertler ve böyle fertlerden mürekkep milletler, hiç bir dakika hakiki bir devlet teşkil edemezler. Böyle milletler birer FESAT OCAĞI olurlar!..
İNSAN vasfına sahip olmadan, MİLLİ AHLAK ve YÜKSEK SECİYE’ye ulaşmadan para şan, şöhret sahibi olmanın değeri yoktur!.. Böyle insanlar ZENGİN fakat yontulmamış KERESTE mesabesinden öte geçemezler!
Aynı şekilde SECİYESİZ fakat GÜÇLÜ DEVLETLER insanlığa HUZUR değil, FELAKET getirir!..Bunlar daima birer FESAT OCAĞI halinde faaliyet gösterirler!.. Devamlı dünyada HUZURSUZLUK, KARGAŞA, SAVAŞ çıkarırlar!.. AÇLIK, HASTALIK, YANGIN, SEFALET ve HARABET’e SEBEP OLURLAR!..
İşte dünyamızın bugün içinde bulunduğu durum; ABD, İNGİLTERE, FRANSA, ALMANYA, JAPONYA, İSRAİL gibi zengin ülkelerin kendilerinden başkasını düşünmeyen tavrından dolayıdır!..
Pek az kimsenin bildiği bir gerçektir ki, AIDS denilen hastalık ABD’nin BİOLOJİK SİLAH üretiminin bir sonucudur!..Maymunlarda tesbit ettikleri bu virüsü insanlarda denemeye kalkmışlardır!..Aynı şekilde milyonlarca insanın SAKAT ve TOPAL kalmasına sebep olan KARA personel MAYINLAR’ı bu FESAT OCAĞI ülkelerin icadı ve üretimidir!.. Sadece IRAK’ta varmış ta, IRAK dünyayı tehdit ediyormuş gibi yutturulmak istenen KİMYASAL SİLAHLAR’ın patenti ABD, İNGİLTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA’dır!…Onlarda milyonlarca ton KİMYEVİ, BİOLOJİK ve NÜKLEER silah varken; kalkıp LİBYA, SUDAN, IRAK, İRAN, PAKİSTAN, AFGANİSTAN gibi ülkelere saldırmaları da başka bir AHLAKSIZLIK örneğidir!..
ATATÜRK, güçleneceğinden emin olduğu TÜRKİYE’nin bir FESAT OCAĞI haline gelmemesi için; MİLLİ AHLAK, MİLLİ KÜLTÜR ve YÜKSEK SECİYE aşılıyan EĞİTİM merkezleri ihtiyaç olduğu inancıyla okulların yanısıra TÜRK OCAKLARI’nı, HALK EVLERİ’ni ihya etmişti… Kendisinden sonra MİLLİ ÜLKÜ gibi MİLLİ AHLAK ta unutuldu, gitti!..
İşte bugün içinde bulunduğumuz acıklı durumun sebebi bunlardır!.. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin temeli MİLLİYETÇİLİK , DEVLETÇİLİK ,CUMHURİYETÇİLİK, HALKÇILIKLAİKLİK İNKILAPÇILIK diye sayılan 6 OK değildir!.. Onlar ATATÜRK’ün MİLLİ SİYASET’inin ilkeleridir. Hoş, olsa da farketmez!.. Çünkü onların da çarpıtılmış “LAİKLİK” hariç, HİÇ BİRİ UYGULANMAMAKTADIR!..
Ama biz tekrar belirtelim ki, TÜRK DEVLETİ’nin ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin dayandığı TEMEL ESASLAR bu saydığımız MİLLİ MÜCADELE RUHU’nun gereği TAM İSTİKLALMİLLİ HAKİMİYETMİLLİ İRADE MİLLİ SİYASETMİLLİ ÜLKÜ ve MİLLİ AHLAKtır!..
ATATÜRK’ün İLKELERİ’nde, ATATÜRK’ün ÜLKÜSÜ’nde, ATATÜRK’ün SİYASETİ’nde MİLLİ olmayan, TÜRK olmayan hiç bir unsur bulunmaz!.. İşte İSTİKLÂL ve İSTİKBÂL’imizin anahtarı, hepsi TÜRK İNSANI’na yönelik, ama üzerinde hiç durulmamış olan bu ALTI ESAS’tır!..

Milli Kültürün Önemi
Büyük Önder Atatürk’e göre “Millet, aynı kültürden insanların oluşturduğu toplumdur”. Demek ki, “milli kültür”, bir devleti ayakta tutan unsurların en önemlisidir. Çünkü, milli kültür oluştuğunda ortaya millet çıkar. Millet ise mutlaka bir devlet oluşturur. Dünya tarihine baktığımızda, milli kültüre sahip olmanın önemi daha iyi anlaşılır. Tarihe gözatıldığında, milli kültüre sahip halkların her türlü zorluğa karşı varlıklarını korudukları görülecektir. İkinci Dünya Savaşı’ndan enkaz halinde çıkmalarına rağmen kısa sürede önemli birer güç haline gelen Almanya ve Japonya bunun en güzel örneğidir. Aynı şekilde, İstiklal Savaşı’nda Türklere yeni zaferler kazandıran, Türk Milletinin Atatürk milliyetçiliği ile tamamlanan milli kültürünün sağlamlığıdır. Milli kültür, milli ve manevi değerlerin öğretildiği eğitim kurumlarında oluşmaya başlar. Eğitim kurumlarında, milli ve manevi değerleri öğrenen gençler ise bu değerlere sahip çıktıkları ölçüde devleti, milli birliği ve beraberliği güçlendirirler. Atatürk’ün sözleri, ortak bir kültür oluşturan eğitimin milli birlik ve beraberlik açısından önemini açıkça ortaya koyar:“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur. Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz: Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne düşman olanlarlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan millet için yaşama hakkı yoktur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitü Yayınları)Atatürk, bu sözlerle, alınan eğitimin, mahiyeti her ne olursa olsun, milli değerleri yücelten ve her zaman korunması gerekli unsurlar olarak ön planda tutan bir üsluba sahip olması gerektiğini vurgular. Çünkü, bir devletin sağlam temellere oturması için öncellikle milli birlik ve beraberliğini koruması gerekir. Bir devlet ne kadar gelişmiş olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun eğer ortak bir kültüre sahip değilse parça parça demektir. Böyle bir devlet ise tüm gücünü kaybeder. Milleti oluşturan unsurların en temel noktasında bireyler karşımıza çıkmaktadır. Bireylere milli beraberliğin ne olduğunu öğretmek ve milli şuuru kazandırmak ise ancak eğitimle gerçekleşebilir. Bireylere milleti için çalışmanın önemi öğretilmediği takdirde milli eğitim amacına ulaşmamış olur. Birey devletine ve dolayısıyla milletine faydasız bir insan haline gelir. Atatürk’ün vurguladığı gibi eğitimin mahiyeti ve düzeni her ne olursa olsun, gençler milli şuurun aşılayıcısı olan milli kültürümüzü öğrenecek şekilde eğitilmelidir. Ayrıca, milli kültürün temellerini Büyük Önder Atatürk’ün “İlke ve İnkılapları”nın oluşturduğu gençlere anlatılmalıdır. Eğitim insanlara milli şuurdan başka daha birçok şey kazandırır. İnsanın hayata bakışını, prensiplerini, sanat anlayışını, ideallerini, yaşam şeklini belirler. İnsanların aileleri, dini, ülkesi, cinsiyeti, yaşam seviyesinin standartları her ne olursa olsun verilen iyi bir eğitimle aradaki tüm farklar bir anda kalkabilir. Böylece insanlar aynı ortak amaçta birleşmiş olurlar. Milli şuur da buna eklendiğinde bireyler tamamen kaliteli, yüksek ahlaklı, devletine bağlı ve faydalı bir hale gelirler. Bir birey için devletine bağlı ve faydalı olmak, kendisinin ve gelecek nesillerin en iyi yaşam standartlarına ulaşmasına katkıda bulunmak demektir. Sonuç olarak, eğitimin amacı, Atatürk ilke ve inkılaplarını kendilerine ilke edinmiş, devletini ve milletini tüm değerlerin üzerinde tutan gençler yetiştirmek olmalıdır.

[ TOPLUMLARIN CAN DAMARI MİLLÎ KÜLTÜR ]


[ TOPLUMLARIN CAN DAMARI MİLLÎ KÜLTÜR ]

Yeni bir bin yılın ilk basamaklarına adım attığımız bu günlerde, özellikle toplumlar arasında görülen değişmenin hızlı boyutunu farkedememek mümkün değil. Anlayışların, düşüncelerin yeniden şekillendiği çağımızda kültürel anlamda belirginleşen oluşumlar ise hiç de yabana atılacak gibi görünmüyor. Yakın çevremizde, aile hayatımızda, çalışma ortamımızda olup bitenler, bizi herşeyi yeniden düşünmeye, yeniden bir değerlendirme yapmaya zorluyor. Bu değerlendirmede geçmiş ile içinde bulunduğumuz an; içinde bulunduğumuz an ile gelecek arasında köprü konumundaki kültürel varlıklarımız, kültür dinamiklerimiz ön plana çıkıyor.
Şehirde de bulunsak, köyde de yaşasak bu kavram ile karşılaşıyor, unsurları ile birlikte oluyoruz.
Hayatımızın hemen hemen her bölümünde, sosyal yaşantımızın bütün dilimlerinde bu kelime ile karşılaşıyoruz. Dil kültürümüzden bahsediyoruz, teknoloji ile medeniyet ile kültür arasındaki bağı ve sorunlarını tartışıyoruz. Sanatın bütün dallarında onu en geniş manası ile kullanıyoruz. Müzik kültürü, sinema kültürü, edebiyat kültürü diyoruz. Sosyal hayatımızın durumunu aynı kelimenin yardımı ile izaha çalışıyoruz; şehir kültürü, köy kültürü, gecekondu kültürü diyoruz.
Sadece yazılı basınımızda, gazete ve dergilerde konu ile ilgili araştıma yapan uzmanların dilinde ve kaleminde değil, televizyon ve radyo kanallarında da sık sık duyduk bu kelimeyi.
Toplumun hemen hemen her kesimindeki insanların hayatlarında yer aldı kültür.
Yıllarca kültürün nasıl birşey olduğunu anlamaya ve onu tanımaya çalıştık, etkisinden ve gücünden bahsettik. Kültürümüzü ve medeniyetimizi nasıl muhafaza edebileceğimizi ve gelecek nesillerimize bu değerleri nasıl aktarabileceğimizi tartıştık. Ona kimi zaman sempati ile kimi zaman da antipati ile yaklaştık.
Bir çok tanımıyla karşılaştığımız kültürün UNESCO uzmanlarınca yapılan ve kabul edilen tarifinde, bir insan topluluğunun kendi tarihi tekamülü hususunda sahip olduğu şuur ve bu insan topluluğunun bu tarihi tekamül şuuruna atfen varlığını devam ettirme azmini gösterdiği ve gelişimini sağladığı belirtilmiş.
Bu tarif, içtimâî-manevî şuur muhtevalarını kültür olarak vermekle birlikte, kültürdeki sürekliliği ve millî olma zaruretini öne çıkarması bakımından da oldukça dikkate değer bulunuyor. Tanımdan da anlaşıldığı gibi bir kültür ancak kendi toplumunun tarihi varlığında ortaya çıkabiliyor. Kültürü, yüzyıllara uzanan bir zaman çerçevesinde topluluklar meydana getiriyor, kültür de milleti ayakta, dik ve sağlam tutuyor.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, tarihi bugüne kadar getiren ve onu aktüel bir güç yapan vasıtanın ilim, kültür ve sanat olduğunu söylüyor ve bütünüyle zamanın içinde ebediyete giden bir yol olan, bütün zamanları besleyen dinin, ilme, kültüre ve sanata etkide bulunduğunu belirtiyor.
Yavuz Bülent Bakiler kültürü, milleti diğer milletlerden ayıran maddi ve manevi değerler bütünü olarak görüyor ve bir örnekle şöyle izah ediyor:
ÒAna karnında bir çocuk düşününüz. Çocuğu bir kordonla besleyen anadır. O göbek bağını içeriden kopardınız mı, ananın da çocuğun da felaketine sebep olursunuz. Kültürle millet arasındaki bağ da aynen öyle. Milletler ancak kendi kültürleri ile yaşayabilirler.Ó
Kültür bir milletin dini inancıdır, konuştuğu dilidir, millet sevgisidir, tarih bilgisidir, birikimidir. Değer hükümleridir.
Örf ve adetleri gelenek ve görenekleridir.
Nihayet kültür, bir milletin yaşama tarzıdır.
Öyle olmasına öyledir de nedense bir türlü öğrenemedik kültürün gücünü, bilemedik kültür nedir ne değildir diye.
Yüzyıllar öncesinden başlayarak kültür dünyamıza binlerce yıldız serpiştiren, millet olarak şahsiyetimizin, karakterimizin yapısına nakışlarıyla biçim veren düşünce şekillerini, yaşama kural ve kaidelerini gerektiği gibi bilemedik, anlayamadık.
Zaten bir anlayabilsek, kültürümüzün varlık sebebimiz olduğunu.
Bir anlayabilsek, bu topraklar üzerinde hür ve müstakil yaşamak için kültürümüze sahip çıkmamız gerektiğini.
Bir anlayabilsek, kültürün, sadece müzelerin kuytu köşelerine çekilmiş arkeolojik kalıntılardan ibaret olmadığını.
Bizi biz yapan değerleri bir anlayabilsek.
Asırlar öncesinden gelen ve geleceğe yön veren, güzellikleri ile gecenin içinde parlayan ışık kaynakları nasıl görmezlikten gelinir ki!

Atatürk Ve Milli Kültür
Atatürk Ve Milli Kültür
“Millî şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz” diyen Atatürk’ün millî şuur bahsindeki dikkat ve titizliği gözlerimizin önündedir. Bir milletin ayakta kalmasında, bir toplumun millî şuura varmasında en büyük ve en kesin rolü oynayanın da kültür olduğu bilinmektedir.” (s.3)

“ Millî kahramanların doğdukları yıllar, bağlı oldukları milletin bahtında iyiye doğru,gelişip yükselmeye doğru gidişin müjdecisidir.” (s.4)

“Bir milletin varlığında kültürün önemli bir yeri ve büyük bir değeri olduğunu kuşkusuzca söyleyebiliriz.” (s.7)

“ İslâm medeniyetinin meydana gelişinde Türk kültürünün büyük katkısı bulunduğu bir gerçektir. Bununla beraber, çağlar geçtikçe ve batının tesiri de eklenince millî kültür değerlerimizden bir kısmı da küçümsenir olmuştur.” (s.8)

“ Kültürün alan ve kapsam genişliği, onun çeşitli biçimlerde tanımlanmasına yol açmıştır. Nitekim Atatürk de kültür hakkında birkaç tanım yapmıştır. Bunlardan birinde:

“Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, intibah almak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.” (s.15)

“Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın kültür tanımı da şöyledir:
“ Kültür, bir cemiyetin sahip olduğu maddî ve manevî kıymetlerden teşekkül eden öyle bir bütündür ki, cemiyet içinde mevcut her nevi davranış şekillerini içine alır. Bütün bunlar birlikte o cemiyet mensuplarının ekserisinde müşterek olan ve onu diğer cemiyetlerden ayırt eden hususi bir hayat tarzı temin eder.” (s.20)

“ Atatürk’ün ikinci bir kültür tanımı da “İnsanların hayatına, faaliyetine hâkim olan kuvvet, ibda ve icad kabiliyetidir.” Şeklindedir.” (s. 22)

‘Atatürk, kültüre yeni Türk Devletinin temeli sayacak kadar büyük önem vermişti. “Kültür Birliği”ni ise Türk milletini meydan getiren unsurlar arasında kabul etmiştir.” (s.35)

“ Milletimizin tarihini, ruhunu, an’anatını sahih, salim, dürüst bir nazarla görmeliyiz.” (s.40)

“Efendiler! Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, ananat-ı milliyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” (s.62)

‘Türk ulusu ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanınır.” (s.62)

...

“Millî ahlâkımız, medenî esaslarla ve hür fikirlerle tenmiye ve takviye olunmalıdır.” (s.70)

“Bir milleti yaşatmak için birtakım temeller lâzımdır ve bilirsiniz ki, bu temellerin en mühimlerinden biri sanattır. Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata mâlik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Hatta kastettiğim manayı bu söz de ifadeye kâfi değildir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur…” (s. 81)

“Atatürk sanatı şöyle tarif etmiştir:
“ Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık,bina ile olursa mimarlık olur.” (s.83)

“Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” (s.84)

“Millî kültür ise, hem usulle yapılmayan hem de taklitle başka milletlerden alınmayan duygulardır.” (s.89)

“ Edebiyatın tanımını yapan Atatürk der ki:
“ Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve mânayı, yani dimağında yer eden, her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları, çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bunun içindir ki, edebiyat, ister nesir hâlinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.” (s.99)

“ Şairlerimiz esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidir.” (s.106)

“ Bir de Atatürk her milletin istiklâl içinde benliğine kavuşması ve medeniyet yolundan ilerlerken birbirlerine yaklaşmayı dış siyaset bakımından da önemli saymıştır. Onun için kendi zamanında dahi yalnız siyasi anlaşmalar değil, kültürel yakınlaşmayı da hedef olarak göstermiştir.” (s.117)

“İktisadî kalkınma millî hayatın bütün vecheleri ile, fakat en çok toplumun kültür gelişmeleri ile ilgilidir ve kültürden ayrı düşünülemez.” (s.120)

(x) Dr. Müjgan Cunbur, Atatürk ve Millî Kültür. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,1981

Sizin İçin İkinci Bir kaynaktanda kısaca açıkladım

Milli Kültür nedir ?
Öğeleri yada Unsurları nelerdir ?

Kültür farklı anlamları olan bir terimdir.
İnsana ilişkin bir kavram olarak kültür, tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemidir. Bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemidir
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ise, kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir:
“”Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.
Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında ikili bir süreç vardır; birinci süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar. İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır. Kültür birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.
Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır.

Kültürler kavramı
Kültürler, kültür kavramına ilişkin olarak bir sıfat halini ifade etmektedir. Tek başına kullanıldığında kültür, aşağı yukarı insan yaşamının tümünü ifade eder. Kültürler kavramı ise, kültürün oluşum yönüne atıfta bulunmaktadır. İş kültürü, uyuşturucu kültürü, ahlaki, siyasi, akademik ve cinsel kültür terimleri yaşamın ilgi alanlarını, kavramlaştırma, sınırlama, yapılanma ve düzenlenme biçimleri de dahil denetleyen inanç ve adetler için kullanılır. Eşcinsel, gençlik, kitle ve çalışan sınıf kültürü gibi terimler bu grupların toplum içindeki yerlerini ve iç ve dış ilişkilerini yürütme biçimlerini ifade eder.[4Mesleki branşlaşma ve uzmanlık alanlarına, herhangi bir sektöre yönelik bir atıfla kültür kavramı da yerleşik kullanım halindedir.

Bir kültürü incelemek ve kültürler arası farklılığı belirlemek için kültürü oluşturan unsurların bilinmesi gerekir. Bu unsurlar toplumda kültürün oluşumunda ve şekillenmesinde rol oynar.

Kültürün unsurları şunlardır:
- Dil
- Din
- Eğitim
- Ekonomi
- Teknoloji
- Sosyal Kurumlar
- Örf ve Adetler
- Değerler ve tutumlar
- Estetik sanatlar (Grafik ve plastik sanatlar, folklor, müzik, dans, tiyatro)
- Semboller, Tabular ve Törenler
Tüm unsurlar burada açıklanmayacaktır. Ancak, bir fikir vermesi bakımından dil ve eğitim unsurları kısaca ele alınacaktır. Dil kültürün aktarılmasında köprü görevi görür ve toplum üyeleri arasında sosyal etkileşimi ve iletişimi sağlar.


MİLLETİN VAR OLABİLMESİ
İÇİN ŞUNLAR GEREKLİDİR :
a) Millet olma özelliğine sahip bir insan topluluğunun bulunması.
b) Hayatını sürdüreceği bir ülkenin olması
c) Milletin ortak kültür, tarih birliği ile dil birliğinin olması.
d) Bireylerin gelecekte, devletin varlığını devam ettirme amacına sahip olmaları.


Nasıl Buldular: milli kültür ve milli ahlak nedirmilli kltr nedirmilli ahlak nedir kısacamilli seciyeyi olusturan unsurlarmilli ahlak nedirmili kültür nedirahlak ve milli ahlak kavramlarımilli kültür ve milli ahlakwww bilgiyuvasi commilli ahlak ve milli kültür

Milli ahlak nedir? – Milli Kültür Nedir? Milli Kültürün Önem ve Unsurları SerdarHan tarafından 4 Kasım 2010 tarihinde , Egitim - Dersler - Taban Puanlar kategorisine eklenmiştir.
Sponsor Bağlantı
    yeni 10
Benzer Konular
Milli ahlak nedir? – Milli Kültür Nedir? Milli Kültürün Önem ve Unsurları isimli bu konuyu ;
Google'de Ara
BlogSearch'te Ara
Buzzzy'de Ara
Twitter'da Ara
Bing'te Ara
İletişim
4 responses to “Milli ahlak nedir? – Milli Kültür Nedir? Milli Kültürün Önem ve Unsurları”
  1. derya çalış diyor ki:

    mili kültür kimlik kazandıran öğedir.

  2. tatlı cadı diyor ki:

    bence çok güzel bilgiler bunlar süper yaa

  3. tatlı cadı diyor ki:

    bnce çok güzel bilgiler bunlar ;) :D

  4. adem diyor ki:

    çok uzun ya özetleseniz ya verirken

Sende Yorum Yaz

YORUM YAZMAK İÇİN ÜYE GİRİŞİ YAPMALISINIZ.

Facebook Grubumuza Katılın!