Sponsor Bağlantılar


Ateş, Ağır,Taş Küre,Hava Küre,Su Küre Nedir


Sponsor Bağlantı

Merhaba arkadaşlar Coğrafya Konu Anlatımlarımızda Ateş Küre,Ağır Küre,Su Küre,Hava Küre,Nedir,Hakkında Özet Bilgi Sorularınını Vikipedia ve çeşitli kaynaklardan yaptığımız derlemeden sizlere sunuyoruz. Yararlı olacaktır umarım.

Ateş Küre
Yer kabuğunun altındaki tabakadır.Sıcaklığı ortalama 2000 santigrat derecedir. Bu katman, yer kabuğunun ergimiş maddelerle çok sıkışmış gaz ve buharların bir karışımıdır.

Büyük oranda demir, magnezyum ve kalsiyum içerir. Çekirdeğin etrafındaki sıcaklığı 3700 derece, yerkabuğuna yakın yerdeki sıcaklığı ise 870 santigrat derece kadardır.

Yanardağların oluşmasında etkilidir. Bu tabakadaki yüksek sıcaklık ve basınçtaki erimiş maden, yer kabuğundaki çatlaklardan ya da zayıf noktalardan dışarıya doğru püskürerek büyük zarar verir.

SU KÜRE (HİDROSFER)
Hidrosfer Ne Demek – Hidrosfer Nedir
Okyanuslar ve denizler:Okyanuslar kıtaları birbirinden ayıran çok büyük su kütleleridir. Denizler ise okyanusların kıta içlerine doğru uzanan kollarıdır. Okyanus ve denizleri birbirinden ayıran en önemli etmenler şunlardır:
* Derinlik
* Kapladıkları alan
* Tuzluluk
* Akıntı sistemleri
* Sıcaklık
* Karaların fiziksel özelliklerinde etkilenme
Her adanın belli bir kıtanın malı ve parçası sayılması gibi, her denizde belli bir okyanusun parçasıdır. Bu nedenle denizleri,okyanusla meydana getirdiği bağlantıya dayanarak üç kısma ayırırız.
a)- Kenar denizler:Okyanusların hemen yanında, kıtalara sokulmuş körfezler durumundadır. Örneğin; umman denizi vb.
b)- Karalar ve kıtalar arasında kalmış denizler:Bu tip denizlere en güzel örnek Akdeniz’dir. Okyanusla bağlantısı,bir eşik meydana getiren dar bir boğaz iledir. Afrika, Avrupa ve Asya kıtaları arasında kalan Akdeniz geniş anlamda Marmara ,Karadeniz ve zad denizi de içine alır.
c)-Kapalı denizler:Bunlar aslında suları tuz olan göllerdir.Çünkü okyanusla hiçbir bağlantısı yoktur.Hazar denizi gibi.
Deniz sularının fiziksel ve kimyasal özelikleri:
Tuzluluk: Bir litre deniz suyunda erimiş halde bulunan madensel tuzların gr olarak ağırlığıdır. Örneğin: okyanusların ortalama tuzluğu 35’tir,denildiğinde, 1litre okyanus suyunda 35gr çeşitli erimiş madde bulunduğu anlaşılır.
Deniz suyundaki başlıca kimyasal maddeler şunlardır:
Sodyum klorür: %78,32
Potasyum klorür: %1,69
Magnezyum klorür: %9,44
Magnezyum sülfat: %6,40
Kalsiyum sülfat: %3,94,
Toplam : 99,79
Deniz suyunun tuzluluk oranı sıcaklığa bağlı olarak değişmektedir. Sıcaklık buharlaşmaya bu da tuzluluk oranın artmasına yol açar.Deniz suyu tuzluluk oranı ortalama %35tir. Deniz suyu tuzluluğunu çok azda olsa denize dökülen akarsular ve yağışlarda etkiler. Deniz suyu tuzluluğu en fazla olan deniz %65 ile Kızıldeniz,en az olan denizde %01 ile Baltık denizidir.
Yurdumuz da Akdeniz’den,Karadeniz’e doğru gidildikçe enleme bağlı olarak tuzluluk oranının azaldığı görülür. Aynı durum gidildikçe de gözlenir.

Ağır Küre
Üzerinde yaşadığımız yer yuvarlağı. Güneş sisteminin gezegenlerdendir. Güneşten uzaklık bakımından üçüncü (Güneşten ortalama uzaklığı 149.481.000 km.), bu sistemdeki büyüklüğü bakımından beşinci (yüzölçümü 509.200.000 kilometrekare) dir. Dünyanın ağırlığı 5.977 trilyon ton, hacmi 1.082.841.310.000 kilometreküp, ekvatordaki çemberi 40.076. 423 metre, ekvatordaki çapı 12.726 kilometredir. Dünyada yaşayan insanların sayısı 2.995.000.000 dur.

Dünyanın oluşu : Dünyanın oluşu hakkında birçok teoriler vardır. Bunların en önemlilerinden! biri olan KantLaplace teorisine göre, Dünyanın güneşten kopmuş, yuvarlak ve kızgın ateş; halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır. İlkin dünyanın, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir kütle halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır.İlkin dünya, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir bütün kütle halinde bulunuyordu. Merkezi parlak olan bu kütlenin çevresi gaz ve buhar moleküllerinden yapılmıştı. Bu büyük kütle, çok soğuk olan uzayda dönerken, sahip olduğu ısının bir kısmını çevresine dağıtarak soğumağa başlıyordu.

Bu soğumanın etkisi ile, bu kütlenin bazı cisimleri yoğunlaşmağa başlamış, gaz tabakası da, merkez kısmına yaklaşmış ve hacmi küçülmüştür. Böylece merkezin etrafında bir halka meydana gelmiş, yoğunlaşma sebebiyle kütlenin dönme hareketinin hızı artmıştır. Dönme hızı artan bu kütlenin dış yüzeyinin bütün kısımları aynı zamanda soğuyup yoğunlaşmamış, bazı kısımları gaz kitleler halinde konarak çok uzaklara gitmiştir Bu gaz kütleler, esas kütlenin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için bunun çevresinde dönmeğe başlamışlardır. Halkalar koptukça bu kütle (yani güneşin) nin hacmi küçülmesine başlamışlardır. Halkalar koptukça bu azalmıştır. Hızın azalması ile sonradan kopan halkalar, öncekiler kadar büyük olmadıkları gibi, çok uzaklara da gidememişlerdir.

İlk kopan ve kütlenin çevresinde yer alan parça Plüton olmuş, sırasıyla Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, Merih (Mars), Dünya, Venüs, Merkür, birbirini takip etmişler. Böylece dünya, gezici yıldızlar arasında, güneş kütlesinden kopup ayrılan yedinci dereceden bir gezegen olmuştur.

Zamanla ,soğuma sonucu her gezegende çeşitli cisimlerin bir noktada toplanmalarıyla bir çekirdek meydana gelmiş ,bu çekirdek, çevredeki gaz halkanın yoğunlaşmasıyla büyümüş, böylece, gezegenler bazı noktalarda, yoğunluk sıralarına göre, güneş çevresinde dizilerek, aynı yön ve dönme hızı ile hem eksenleri etrafında, hem de bir elips olan yörüngeleri üzerinde dolanmaya başlamışlardır. Sonradan, bu gezegenler de, aynı mekanik olayların, etkisiyle bir ya da birçok uydular (peyk) meydana getirmişlerdir.

Hava Küre
Dünyamız etrafını halkın kullandığı dilde hava, teknik ifadede ise Atmosfer adını verdiğimiz bir gaz tabakası çevirmiş bulunmaktadır. Atmosfer; yeryüzünden uzaklaştıkça azalan bir yoğunluk sırasına göre dizilmiş, yükseldikçe seyrekleşen ve nihayet feza boşluğuna intikal eden iç içe kürelerden ve k atlardan meydana gelir. Fakat bu kürelerin farklılığı, isimleri ve yükseklik sınırları değişiktir.

Deniz dibinde yaşayan canlıların üzerine suyun yaptığı basınç gibi, atmosfer denizinin derinliklerinde yaşayan biz insanlara da havanın yaptığı basınç bir hayli tesirlidir. Tahminen 1cm2 ilk alana 1 kg.lık basınç yapan hava, bütün insan vücuduna 10 tonluk bir tesir yapmaktadır. denizde ki gibi Atmosferde de yukarılara çıkıldıkça basınç azalmakta, arzın çekimine bağlı olarak aşağılarda yoğunluk ve basınç artmaktadır.

Toplam havanın yarı kütlesi yerden 5 km.lik bir yükseklik içine sıkışmış halde % 99′u da 40 km.lik bir kuşak içinde bulunmaktadır. Bütün havanın yerden 1000 km. yükseklik içinde bulunduğu kabul edilirse, 960 km.lik bir mesafede tüm havanın % 1′i kadar bir kısmının bulunacağı söylenir ki yoğunluğun ve basıncın 40-50kmyi aştıktan sonra ne kadar çok azalacağı tahmin edilmektedir

insanlar ve hayvanlar için lüzumlu olan Oksijen, bitkiler için karbondioksit ve Azot gazlarının oranlarının değişmesi Canlı varlıkların yaşama güçlerine büyük ölçüde tesir eder. CO2 gazının azalıp veya çoğalması, Bitkilerin gelişmesi üzerinde büyük tesirleri olduğu gibi, bu gazın % 55–60 oranında azalması dünya üzerindeki sıcaklığın 4–5 azalmasına, aynı oranda artması ise sıcaklığın 5 – 6 artmasına sebep olabilmektedir.

Atmosferin ihtiva ettiği gazların üç grubu doğrudan doğruya gaz, dördüncü de tozlardır. Azot, O2, Argon, H2, Neon, Helyum, Kripton, Ksenon, Metan gazlarından, 30 km yükseklikte O2, argon, neon, kripton, ksenon, metan gazları azalmakta buna karşılık H2 ve Helyum gazları artmaktadır.

Bundan başka atmosferde her zaman bulunan fakat nispetleri değişen gazlardan su buharı (Nem) ve CO2 i saymak mümkündür. CO2 gazı, karalar üzerinde denizlere göre daha fazla bulunması sebebi ile su buharı gibi Güneşten gelen sıcaklık ışınlarını absorbe eder. Bu suretle toprağın soğumasını önler. Bitkiler üzerinde tesiri olduğu gibi, kireç taşının (kalkerin), istiridye kabuklarının ve mermerin meydana gelmesinde büyük ölçüde yardımcı olur. Diğer taraftan güneşten gelen ışınların yeryüzüne geçmesine mani olmadığı halde, yeryüzünden tekrar atmosfere yansıyan ışınları geçirmez ve bünyesinde tutar. Bu itibarla üzerimizde yorgan vazifesi görüp ve dünyamızın sıcaklığının kaybolmasını önlemiş olur.

Bunlardan başka atmosferde, amonyak, Radyon, Sülfür dioksit, karbon monoksit, sülfür trioksit ve Ozon gazları gibi ara sıra bulunan gazlarda vardır ki; en önemlisi ozon olup güneşten gelen ve büyük ölçüde öldürücü güce sahip bulunan ültraviyole ışınlarını absorbe eder. Zararlı mikropları öldürür. Havanın soğumasını önler.

Atmosferde bulunan tozlar da; C02 ve nemin yaptığı işlerin yanında, yağmurun meydana gelmesi için lüzumlu yoğunlaşma çekirdeği görevini de yaparlar. Atmosfer, yüksekliği yer sathından 80km. olan Mezosfer (iç atmosfer) ile, 80 km.den 800 – 1000 km. yükseklikte dış atmosfer (iyonosfer) katlarından oluşur. Mezosfer içinde yüksekliği 12 km. (ortalama) olan ve içinde meteostolojik olayların olduğu troposfer tabakası yer alır ki insan hayvan ve bitki hayatının içinde geçtiği 2 km.lik kısmına biyosfer adı verilir.

...

Dünyamızı kaplayan hava kürenin şekli, hemen hemen Dünyanın şekline benzer. Bu tabakanın ekvator kısmı şişkin kutuplar kısmı ise basıktır.

Atmosferin yüksekliği, atmosferi teşkil eden gazların yok olduğunu kabul ettiğimiz yüksekliktir. Bu noktada atmosferin basıncı sıfırdır. Dünyamızda mevcut bulunan yerçekimi kuvveti gibi, atmosferde de bu kuvvetin tesiri ile hava zerrecikleri hareket haline dönüşürler. Yine dünyamızda mevcut olan merkezkaç kuvveti, üzerinde bulunan cisimleri atmosfere atmak ister ise de, yere verilmiş olan çekme kuvveti daha fazla olduğundan bu mümkün olmaz. Yer sathından atmosfere Doğru yükseldikçe yerçekimi azalır. Buna karşılık merkezkaç kuvveti yükselir. Yükseldikçe öyle bir nokt Aya gelir ki, yerçekimi ile merkezkaç kuvveti eşit olur. Bu nokt ayı geçtiğimiz anda merkezkaç kuvveti yerçekimine üstün gelir. Bu durumda hava zerreciklerinin hava ile alakası kalmaz. Fizikerler tarafından yapılan hesaplara göre ekvatorda yerçekimi kuvveti merkezkaç kuvvetinden 289 defa büyüktür.

Atmosferin yüksekliğini hesap etmek gayesi ile birçok usullere başvurulmuştu. Eski arap astronomları Güneş battıktan sonra alaca karanlığın (ufuk altında) kaç dereceye kadar indiğini hesap etmişlerdir. Umumiyetle bu 18° olarak bilinmektedir.

Bilhassa 3540 bin fit (3fit=1 m) yüksekte uçabilen uçaklar bulununca atmosferde mevcut bütün su buharının kalınlığı 8–12 km. olan troposter dediğimiz tabakada bulunduğu ve bütün meteorolojik hadiselerin bu katta oluştuğu öğrenilmiş oldu.

Şu anda 250 bin fit’de uçabilen süpersonik jet uçaklarının, daha yükseklerde seyredebilen meteoroloji roketlerinin yardımıyla, tabakalar arasındaki fiziki ve kimyevi farklılıkları ve değişmeleri daha da iyi anlamış oluyoruz.

Şayet yeri çevreleyen atmosfer tabakası daha ince olsaydı, saniyede 11–72 km- hızla hareket eden ve her gün dünyamızdan uzakta yanıp tutuşan milyonlarca meteor (akan yıldız) yerin her tarafına çarpar ve her tarafını ateşleyip yakardı. Eğer meteorların her biri birer mermi hızında hareket etselerdi her biri fezada yanmadan dünyamıza çarpar ve bu da dünya ve dünyalılar için çok korkunç olurdu. Mermi süratinden 90 kat daha hızla hareket eden küçük bir meteorun, insana çarpması değil de, insanın yakınından dahi geçmesi anındaki sıcaklık, insanı paramparça etmeye kafi gelirdi.

Atmosfer biyocoğrafya içinde lüzumlu olan kimyevi ışınların geçmesine müsait kalınlıktadır. Bu ışınlar aynı zamanda mikropları öldürür, vitaminlerin oluşmasını sağlarlar. insana ise, çok fazla altında kalmamak şartı ile zarar da vermezler.

Yüzyıllardır yeryüzünden ekserisi zehirli olarak çıkan gazlara mukabil, atmosfer kirlenmeden kalmış, sırlı bir elle daima temizlenmiş, insanların korktuğu kirli havada boğulmaları henüz başlarına gelmemiş insanın yaşaması için elverişli şartlarda hiç bir değişiklik olmamıştır.

Bazılarının dediği gibi Atmosferdeki hareketler düzensiz, sırasız ve intizamsız değildir. ilim adamı, bir prensip ve Kanun içine alamadıklarının da belli bir hesap içinde olduğunu ve bunda çeşitli maslahat ve gayeler bulunduğunu kabul etmelidir. 0 kanunlardaki aksaklıkları da, kanun koyucunun varlık alemine her an müdahale ettiğinin işaretini ve şuurlu işlerin şuur sahibi bir el tarafından idare edildiğini görmelidir.

Evet, bu büyük düzen, intizam ve Denge içinde, insan nerede ve nasıl durduğunu düşünmeli, dönen dünyayı, etrafında atmosferi tutan Zat’a ve O’nun isteklerine b Oyun eğmeyi bilmelidir. Takriben 150 milyon km. ötelerden ona faydalı ısı ve ışığı ona gönderen, mikro Alemin ve makro alemin zararlı mahlûkatından onu koruyup, hayatını devam ettiren Kudret’e karşı yerlere kapanıp teşekkür etmekten artık kaçınmamalıdır.

Taş Küre
LİTOSFER Yeryuvarı dıştan içe doğru çeşitli bileşim ve fiziksel özelliklerdeki kalın katmanlardan yapılmıştır. Bu katmanlardan herbiri küresel şekillidir. En dıştan içe doğru sırasıyla atmosfer (hava küre), biyosfer (canlı küre), hidrosfer (su küre) ve litosfer (kayaç küre) yer alır.

Litosfer’in altında ise, Pirosfer ve Barisfer bulunmaktadır. Litosferde Si ve Al maddelerinin yoğunluğundan, bu tabakaya Sial adıda verilir. Barisfer + Pirosfer = Endosfer adı verilir. Yeryüzünün 100 km derinliğinden başlayarak manto içindeki kayaçlar sağlamlıklarını büyük ölçüde kaybedecek kadar yüksek sıcaklığa ulaşırlar. Kayaçların karamela veya zift gibi plastik, kolayca şekil değiştirebilen hale geldikleri bölgelere Astenosfer (zayıf küre) denir.

Astenosfer 350 km. derinliğe kadar uzanır.Astenosfer üzerinde dışa doğru yaklaşık 100 km. kalınlığında katı yer katmanını oluşturan kayaçlar, plastik astenosferden daha sert ve rijittir.Bu sert dış bölgeye Litosfer(kayaç küre) denir. Litosfer, okyanus tabanlarında yaklaşık 70 km, kıtalarda ise 100 km. kalınlıkta olabilir. Levha (plaka) adı verilen ve büyük kırık zonlarıyla sınırlanan çok sayıda mozaik şeklindeki parçalardan oluşmuştur.Yeryuvarında litosferik levhalar, yine üst mantoya ait olan ve 70-100 km. derinden başlayıp 200 km. derine kadar inen ve düşük hız zonu olarak nitelenen astenosfer üzerinde yüzer durumdadır.

Şimdi bu ön bilgiden sonra yeryuvarın yapısını ve levha hareketlerini biraz detaylıca irdeleyelim: Yerküre’nin içi ile ilgili bilgilerimiz en üst katmanlar dışında ikinci elden. Yerbilim (jeoloji) çalışmaları ile yapısı anlaşılmaya çalışılan Yerküre’ye ait bilgilerin çoğu, sismik dalgaların incelenmesi sayesinde elde ediliyor. Depremler sonucu oluşan doğal veya bilim adamlarının oluşturduğu yapay sismik dalgaların, farklı yapılardaki katmanlarda farklı davrandıkları biliniyor. Yerküre içinde hareket eden bu dalgaların davranışlarının incelenmesi sonucunda Yerküre’nin iç yapısı anlaşılabiliyor.

Yerküre’nin merkezinde katı haldeki nikel ve demirden oluşan İç Çekirdek (Inner Core) bulunuyor. Bu çekirdeği çevreleyen Dış Çekirdek (Outer Core) ise, içindeki sülfür ve oksijen nedeniyle ergime noktası düştüğü için sıvı halde bulunan nikel ve demirden oluşuyor. 4.5 milyar yıldır soğumasına rağmen hala çok sıcak olan çekirdek, Yerküre’nin manyetik alanının oluşmasındaki etken. Daha sonra gelen ve Alt Manto ve Üst Manto diye ikiye ayrılan Manto (Mantle) ise, kısmen ya da tümüyle eriyik durumdaki kayaçlardan oluşan magmayı içeriyor. Demir, magnezyum, silikon ve oksijence zengin mineralleri içeren Manto’dan sonra, bu katmanların en incesi olan ve okyanuslar ile kıtaları barındıran Yerkabuğu (Crust) bulunuyor.

Oksijen ve silikonca zengin Yerkabuğu’nda, okyanus tabanlarını oluşturan bazalt, en çok bulunan kayaç. Kıtalardan oluşan kabuk kısmı ise bazalt ile daha az yoğun olan granit, kumtaşı, kireçtaşı gibi kayaçları barındırıyor. Yerküre’nin üst katmanları fiziksel olarak ayrı bir bölümlemeyle de incelenebilir. Litosfer (taşküre) adı verilen sert katman, Yerkabuğu ve Üst Manto’nun en üst kısmından oluşur. Astenosfer ise Litosfer’in altındaki, plastik özellikleri gösteren akışkan Üst Manto bölümüdür. Litosfer tek parça değildir, okyanus ve kıtaların sınırlarından farklı şekilde levhalara bölünmüştür.

Manto katmanı, yeryüzündeki hareketliliğin en büyük nedenidir. Manto’nun alt bölümleri üst bölümlerine göre çok daha sıcaktır. Burada oluşan konveksiyonda, daha sıcak olan magma yükselir, soğur, katılaşır ve Üst Manto’daki daha soğuk kayaların batmasına neden olur. Batan bu kayalar, tekrar ısınır, ergir ve yükselir. Henüz tam anlamıyla modellenemeyen bu devinim, Litosfer’deki levhaların hareket etmesine neden olur.


Bir önceki makalemiz olan Allah’ın Sıfatları: Zatı Sıfatlar başlıklı makalemizde Allah’ın zati sıfatları, Yüce Allah’ın Zati Sıfatları ve zati sıfatlar hakkında bilgiler verilmektedir.

Nasıl Buldular: taş kürenin üst katmanları kaplayan toprak nasıl oluşmuşturtaş küre katmanını oluşturan karalar içlerinde neleri barındırırtaş kürenin üst katmanları kaplayan toprak nasıl oluşurhava küre nedirtaş kürenin üst katmanını kaplayan toprak nasıl oluşmuşturate krehava küre nedir kısacahava küre su küre taş küre ateş küre ağır kürehava kretaş kürenin üst katmanı kaplayan toprak nasıl oluşmuştur

Ateş, Ağır,Taş Küre,Hava Küre,Su Küre Nedir SerdarHan tarafından 18 Eylül 2011 tarihinde , Soru-Cevap kategorisine eklenmiştir.
Sponsor Bağlantı
    yeni 10
Benzer Konular
Ateş, Ağır,Taş Küre,Hava Küre,Su Küre Nedir isimli bu konuyu ;
Google'de Ara
BlogSearch'te Ara
Buzzzy'de Ara
Twitter'da Ara
Bing'te Ara
İletişim
2 responses to “Ateş, Ağır,Taş Küre,Hava Küre,Su Küre Nedir”
  1. feyza nur karamavuş diyor ki:

    meraba bana taş kürenin üst katmanını kaplayan toprak nasıl oluşmuştur?
    sorusunun cevabını verie misiniz?

  2. prenses buse diyor ki:

    hulllllllllllllbv

Sende Yorum Yaz

YORUM YAZMAK İÇİN ÜYE GİRİŞİ YAPMALISINIZ.

Facebook Grubumuza Katılın!